Allah Tealâ delâleti hakkettiğini ilmi ile bildiği kimseyi hikmeti gereği saptırır.
Allah Teâlâ bu sapmışların hidayeti hak etmediklerini, hidayetin onlara layık olmadığını ve onların hidayete ehil olmadıklarını bilir. Ve O, ancak hikmetin, lütfunu gerektirdiği yerde lütfunu verir ve hikmetin, engellenmesini gerektirdiği yerde ise lütfunu esirger.
Size daha kolay anlayacağımız bir örnek verelim:
Suç batağına batmış bir kimse hakimin huzuruna çıkarılır. Hakim tarafından cezası verilir ya da serbest bırakılabilir.
Bu kişi, eğer mahkeme kapısından affedilerek çıkarsa, birtakım karinelerden biliyoruz ki, kendisine yaklaşan kişiyi ya soyacak ya da öldürecek, bu yüzden de halk arasında korku yayılacaktır. Onu bir lütufla affetmek hikmete uygun olur mu? Yoksa onun gibi birisine lütufta bulunmak hikmetten uzak bir aptallık mı olur?
Bu nedenle iyiliğin yerli yerinde yapılması gerekir, aksi takdirde bu bir saçmalık olur ki Allah bundan münezzehtir.
Buradan anlaşılıyor ki eğer Allah, saptırdığı kimseleri saptırıyorsa, bu, O’nun ilmindendir ki hidayet bu kimselere uygun değildir ve onlar hidayete layık değildir. Domuzlar, boyunlarına kıymetli mücevherler takılmaya layık değildir! Hidayet daha şerefli, daha kıymetlidir! Bunu anlarsanız sorun ortadan kalkar.
Bu konuyu anlamanızı kolaylaştırmak için diyorum ki: Sapık kâfirlerin ahiretteki hallerine bakın. Allah onlar hakkında şöyle haber vermiştir: Cehennemi gözleriyle gördüklerinde, yaptıklarından başka salih ameller yapmak için dünyaya geri dönmek istediler. Peki, her şeyi bilen Allah ne dedi? “Eğer (dünyaya) geri gönderilseler yine kendilerine yasak edilen şeylere döneceklerdir. Zira onlar gerçekten yalancıdırlar.” (En’am, 28)
Bunlar ne kötü ruhlardır! Eğer kötülükleri bu seviyeye ulaşmışsa, Allah’ın onlara lütufta bulunması nasıl uygun olur? Azaba şahit olacaklar, artık Allah’ın ve Rasûlünün samimiyeti konusunda en ufak bir şüphe kalmayacak, ancak onlar, yine de men edildikleri küfre ve isyana geri dönecekler! O halde bunların sapıklıklar içinde bırakılmaları hikmete tamamen uygundur.
Bilinç Basamakları
Faziletli Şeyh Salih Sindî s. 160